ISSN 1301-109X | e-ISSN 2147-8325
TURKISH JOURNAL of IMMUNOLOGY - TJI: 2 (1)
Volume: 2  Issue: 1 - 2014
1.Turkish Journal of Immunology

Pages I - X

ORIGINAL RESEARCH
2.Enteric Adenovirus Antigens in Children with Gastroenteritis

doi: 10.5606/tji.2014.290  Pages 1 - 4
Amaç: Bu çalışmada çocukluk çağında enterik adenovirüslere bağlı gelişen gastroenteritlerin yaş ve mevsimsel dağılımı incelendi.
Hastalar ve yöntemler: Ocak 2009 - Aralık 2012 tarihleri arasında hastanemize akut gastroenterit yakınması ile başvuran 2422 hastanın (968 kız, 1454 erkek; ort. yaş 3.6 yıl; dağılım 0-16 yıl) dışkı örneklerine ait kayıtlar retrospektif olarak incelendi. Dışkı örneklerinde adenovirüs serotip 40-41 antijenleri immünokromatografik test ile araştırıldı. Bulgular: Toplam 2422 dışkı örneğinin 170’inde viral antijen saptandı. Hastaların çoğu 0-2 yaş arasında idi (n=106; %62). Enterik adenovirüs enfeksiyonu en fazla ilkbahar mevsiminde (%8) görüldü ve Ağustos ayında ise zirve yaptı (%11.2).
Sonuç: Akut gastroenteritlerde adenovirüs saptanması gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesi ile beraber antibakteriyel direnç gelişiminin azaltılması yönünden önemlidir.
Objectives: This study aims to investigate the age and seasonal distribution of enteric adenovirus gastroenteritis in childhood.
Patients and methods: The records of stool specimens of a total of 2,422 patients (968 females, 1454 males; mean age 3.6 years; range 0 to 16 years) admitted to our hospital with the complaint of acute gastroenteritis between January 2009 and December 2012 were retrospectively analyzed. Adenovirus serotype 40-41 antigens in the stool specimens were investigated through the immunochromatographic test.
Results: Of a total of 2,422 stool specimens, 170 were found to have viral antigens. Most of the patients were between 0 and 2 years old (n=106; 62%). Enteric adenovirus infection was mostly seen during spring (8%) and it reached peak during August (11.2%).
Conclusion: The detection of adenoviruses in acute gastroenteritis is important to prevent unnecessary antibiotic usage and to reduce the development of antibacterial resistance.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
3.Antinuclear Antibody Positivity in a University Hospital
Engin Karakeçe, Ali Rıza Atasoy, Güner Çakmak, İbrahim Tekeoğlu, Halil Harman, İhsan Hakkı Çiftci
doi: 10.5606/tji.2014.269  Pages 5 - 8
Amaç: Bu çalışmada antinükleer antikor (ANA) araştırılması için tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilen örnekler ile yapılan indirekt floresan antikor (IFA) sonuçları değerlendirildi. Hastalar ve yöntemler: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Mayıs 2012 - Şubat 2013 tarihleri arasında otoimmün hastalık şüphesi ile otoantikor aranması istenen 2268 hastanın sonucu retrospektif olarak değerlendirildi. İnsan epitel kanser (HEp) 2010 hücreleri ile üretici firma talimatları doğrultusunda hazırlanan preparatlar indirekt floresan mikroskobunda değerlendirildi. Bulgular: Örneklerde değişik titre ve motiflerde %33.3 (n=755) ANA pozitifliği saptandı. Antinükleer antikor pozitifliği en sık (%41.1; n=310) oranı ile Romatoloji kliniğinde ve (%15.0; n=113) oranı ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğinde saptandı. Antinükleer antikor pozitif olarak bildirilen hastaların en sık görülen floresan motifleri nükleer granüler (%30.1) ve nükleolar motif idi (%16.2). Sonuç: Bu çalışmada ANA pozitifliği oranları, yayımlanmış çalışmalara kıyasla yüksekti. Literatür verileri için standardizasyona ihtiyaç olup, nükleer, nükleolar, mitotik ve sitoplazmik motif başlıklarının kullanılması ortak dil açısından faydalı olabilir. Özellikle düşük titre pozitifliklerinin gözden geçirilmesi, sonuçların optimizasyonu, testin pozitif ve negatif kestirim değerlerinin istenilen düzeyde tutulması için ilgili kliniklerle işbirliği planlanmaktadır.
Objectives: This study aims to evaluate the results of indirect fluorescent assay (IFA) using the specimens sent to the medical microbiology laboratory for antinuclear antibody (ANA) screening. Patients and methods: Between May 2012 and February 2013, results of a total of 2,268 patients with suspected autoimmune disease were retrospectively analyzed for the presence of autoantibodies by the Medical Microbiology Laboratories of Sakarya University Education and Research Hospital. The preparations which were prepared by the instructions of the manufacturer with human epithelial cancer (HEp) 2010 cells were assessed under indirect fluorescence microscopy. Results: Antinuclear antibody positivity was detected in 33.3% (n=755) of specimens at various titers and patterns. Antinuclear antibody positivity was highest in Rheumatology clinic (41.1%; n=310), followed by Physical Medicine and Rehabilitation clinic (15.0%; n=113). Among ANA-positive patients, the most common fluorescence patterns were nuclear granular (30.1%) and nucleoli patterns (16.2%). Conclusion: Antinuclear antibody-positivity rates were higher in our study than other published studies. Standardization is necessary for literature data and titles of nuclear, nucleoli, mitotic, and cytoplasmic pattern can be useful for common terminology. Collaboration with relevant clinics has been made to review low-titer positive patients, particularly, to optimize the results, and to establish positive and negative cut-off values of the test at expected levels.

4.Anti-Endothelial Antibody Positivity in Metastatic and Non-Metastatic Breast Cancer Patients
Arzu L. Aral, Bilkay Baştürk, Osman Kurukahvecioğlu, Deniz Yamaç
doi: 10.5606/tji.2014.294  Pages 9 - 15
Amaç: Bu çalışmada, meme kanseri olan hastalarda anti-endotel hücre antikoru varlığı ve metastazla ilişkisi araştırıldı. Hastalar ve yöntemler: Mayıs 2006 - Mayıs 2007 tarihleri arasında yapılan çalışmaya, invaziv duktal karsinoma tanısı konulan 36 hasta ve 62 sağlıklı gönüllü olmak üzere toplam 98 kadın katılımcı dahil edildi. Anti-endotel hücre antikoru varlığının gösterilebilmesi için kullanılan insan göbek kordonu endotel hücreleri ve maymun iskelet kası kesitleri ile hazırlanmış slaytlar, immünofloresan mikroskop ile değerlendirildi. Bulgular: Kanser hastalarında anti-endotel hücre antikoru pozitifliği, kontrol grubuna kıyasla, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.001). Metastazı olan ve olmayan meme kanseri hastaları arasında, anti-endotel hücre antikoru pozitifliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Metastazı olan ve olmayan kanser hastaları ve sağlıklı kontroller arasında antikor pozitifliği açısından istatistiksel anlamlı bir fark vardı (sırasıyla, p<0.0001 ve p<0.05). Sonuç: Meme kanseri gelişiminde ve metastazların oluşumunda endotel hücre hasarı rol oynamaktadır. Çalışma bulgularımıza göre; anti-endotel hücre antikoru varlığının belirlenmesi, meme kanseri sürecinde gelişebilecek endotel disfonksiyonu ile ilişkili komplikasyonların yönetiminde ve bu hastalıklara ilişkin prognozun kontrol edilebilmesinde yardımcı bir belirteç olabilir.
Objectives: This study aims to investigate the anti-endothelial cell antibody presence in breast cancer patients and its relationship with metastasis. Patients and methods: Between May 2006 and May 2007 a total of 98 female participants including 36 patients who were diagnosed with invasive ductal carcinoma and 62 healthy volunteers were included. Anti-endothelial cell antibody positivity was investigated with immunofluorescence microscope using slides prepared with human umbilical vein endothelial cells and primate skeletal muscle sections. Results: Anti-endothelial cell antibody positivity was statistically significantly higher in cancer patients compared to the control group (p<0.001). There was no statistically significant difference in anti-endothelial cell antibody positivity between metastatic and non-metastatic breast cancer patients (p>0.05). There was a statically significant difference in the antibody positivity among metastatic and non-metastatic cancer patients and healthy controls (p<0.0001 and p<0.05, respectively). Conclusion: Endothelial cell damage plays a role in the development and metastasis of breast cancer. According to our study results, identifying the presence of anti-endothelial cell antibody in breast cancer patients may be a useful marker in the management of complications associated with endothelial dysfunction and control of disease-associated prognosis.

DERLEME
5.Therapies Targeting Immune Checkpoints in the Treatment of Non-Small Cell Lung Cancer and Its Clinical Implications
Hande Turna
doi: 10.5606/tji.2014.0791  Pages 16 - 19
İmmünoterapi fikri 100 yıl öncesine uzanmasına karşın, özellikle akciğer kanserine karşı klinik etkili bir immünoterapi modalitesinin bulunması son 20 yılda olmuştur. Akciğer kanserinde kliniğe yansıyan çalışmalar, melanom için geliştirilen immünoterapi uygulamaları temel alınarak başlamıştır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tedavilerinin başında, CTLA-4 molekülüne karşı geliştirilen monoklonal antikor uygulaması gelmektedir. T lenfositi yanıtının inhibe edilmesine yol açan bir mekanizmanın anahtarı olan CTLA-4’ün inhibe edilmesi ile tümöre karşı artmış bir immünolojik yanıt elde edilir. Benzer şekilde, anti-programlı ölüm antijeni-1 (PD-1) molekülü antikor tedavisi, KHDAK hastalarında anti-akciğer kanseri hücre yanıtını dramatik bir biçimde artırmıştır. Anti-PD-1 antikorun Faz I çalışmasında ümit veren klinik sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca planlanan ve devam eden Faz II ve Faz III çalışmalardan muhtemel etkili sonuçlar elde edileceğine ilişkin güçlü bir beklenti mevcuttur.
Although the idea of immunotherapy dates back to 100 years ago, the past two decades witnessed the development of a clinically effective immunotherapy modality for lung cancer, particularly. Clinical implication researches in lung cancer rooted from immunotherapeutic practices for the treatment of melanoma. One of the main treatments of non-small cell lung cancer (NSCLC) is the monoclonal antibody administration to CTLA-4 molecule. The inhibition of CTLA-4, a key mechanism for the inhibition of T-lymphocyte responses, leads to an increased immune anti-tumor response. Similarly, the anti-programmed death-1 (PD-1) molecule antibody therapy dramatically increased the anti-lung cancer cell response in NSCLC patients. The Phase I study of anti-PD-1 antibody showed promising clinical results. Also, there is a strong expectation for the possible effective results of planned and ongoing phase II and phase III studies and beyond.

LookUs & Online Makale