ISSN 1301-109X | e-ISSN 2147-8325
TURKISH JOURNAL of IMMUNOLOGY - Turk J Immunol: 2 (3)
Volume: 2  Issue: 3 - 2014
1.
Türk İmmünoloji Dergisi

Pages 1 - 11
Abstract | Full Text PDF

DERLEME
2.Microbes, Mutualistic Partnerships, Symbiosis, Dysbiosis
Şefik Ş. Alkan
doi: 10.5606/tji.2014.352  Pages 41 - 51
Minicanlılar yerküremizde en yaygın ve baskın canlı biçimidir; karada, havada, suda, bulunmadıkları bir çevre yoktur denebilir. Biz, bağışıklık dizgemizin, salt bu mikroplara karşı geliştirilmiş bir savunma dizgesi olarak görmeğe alışığız. Ancak, son yıllardaki metagenom bilimi alanındaki gelişmeler, yerküredeki tüm yaşam için bakış açımızı değiştirmiştir. Artık, dünyadaki tüm organizmaların hayatta kalabilmeleri için, birbirleriyle karşılıklı yarar temeline dayanan bir ortak yaşam (simbiyoz) ilişki içinde oldukları düşünülmektedir. Bu tip ilişkiler her canlının, çevresine evrimsel uyumunu artırmaktadır. Bir canlının vücudunda veya doğada herhangi bir yerde yerleşik mikrop topluluklarının tümüne birden mikrobiyota diyoruz. Bu açıdan bakınca, bir insan vücudu bir “üst vücut” sayılabilir; çünkü kendi hücrelerinin 10 katı hücre ve kendi DNA’sından 100 kat fazla mini canlı DNA’sı içermektedir. Herhangi bir konağın ilk öğrendiği şey, annesinden ya da çevreden gelip vücuduna yerleşen bu “sofra arkadaşlarının” kim olduklarını bilmek, onlara hoşgörülü davranmak ve ayrıca onlara sınırlarını bildirmektir. Konak ve konakçılar, milyonlarca yıllık birlikte evrimleşmenin biçimlendirdiği araçları kullanarak, karşılıklı iletişim ve çıkar ilişkilerini sürdürürler. Normal koşullarda, bu sofra arkadaşı mikrop toplulukları, konağı hastalık yapıcı mikroplardan korur. Ancak, her karşılıklı ilişkide olabileceği gibi, işler her zaman iyi gitmeyebilir. Örneğin, başta bağışıklık sisteminde konakta veya konakçılardaki dengesizlikler, konak ve sofra arkadaşları arasındaki devingen dengeyi bozabilir. Bu tür durumlarda (disbiyoz) yangısal hastalıklar, aşırı şişmanlık, diyabet gibi hastalıklar oluşabilir. Bağırsaklarımız dışında bir konağın anatomik bölgelerinde kendine özgü bakteri toplulukları barınır. Ağız, dölüt ve hava yollarındaki bakteri topluluklarının bu dokulardaki kararlı dengeyi koruma gibi önemli rolleri vardır. Bu derlemede, önce, “-omik” bilimi ile konak-mikrobiyota etkileşimine ilişkin yeni buluşlar özetlendikten sonra, bu bilgilerin otoimmün hastalıklar, obezite, diyabet ve belki de kanser tedavisinde nasıl kullanılabileceği anlatılmaya çalışılacaktır.
Microbes dominate as the most abundant life form on our planet, occupying almost every terrestrial, aquatic and biological ecosystem. We are used to consider the immune system as a defense system developed to fight microorganisms only. However, thanks to the recent developments in the field of metagenomics, our understanding of entire living world has changed. Currently, we believe that entire life on earth depends on mutualistic partnerships (symbiosis) which improve their respective evolutionary fitness. This kind of relationships increases evolutionary fitness of all living beings to the environment. The microbial communities which colonize living organisms in the body or nature are collectively called as the ‘microbiota’. Based on this perspective, a human body can be regarded as a superorganism, as it contains 10-fold higher cells and 100 times more microbe DNA. Any host learns to recognize, restrain and tolerate its commensals, which encounters at birth from the mother and environment. Both the microbiota and the host use tools shaped by millions of years of coevolution to maintain a constant dialogue and a mutualistic conflict relationship. Under normal conditions, the commensal microbiota protects against colonization by pathogens. However, as seen in any relationship, things may go wrong. For instance, small imbalances introduced by the host, particularly in the immune system, or microbes can disturb the dynamic equilibrium between the host and commensals. In such circumstances (dysbiosis), several diseases such inflammatory diseases, obesity, diabetes may develop. Anatomical sites of a host other than the gut are also colonized by unique microbiota. The oral, vaginal, and airway mucosa microbiota play more local roles, such as tissue homeostasis. In this review, after summarizing novel information about the host-microbiota interactions brought by ”-omics”, and I will try to point how to translate these information to treat autoimmune diseases, obesity, diabetes, and perhaps cancer.

3.The Key Cell of the Mucosal Immunity: M Cell
Yurda Şimşek, Özge Yılmaz, Hasan Yüksel
doi: 10.5606/tji.2014.338  Pages 52 - 56
M hücreleri mukozal epitel içine yerleşmiş bağışıklık sistemi hücreleridir. Mukoza altında yer alan mukoza ilişkili lenfoid dokuya antijen sunumunu sağlayarak, hem mukozal hem de sistemik bağışıksal yanıt gelişiminde başlangıç basamağını gerçekleştirirler. M hücrelerin sahip olduğu, komşu olduğu epitel hücrelerinden farklılık gösteren, yapısal ve fonksiyonel özellikleri birincil görevlerinin antijen aktarımı olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda birçok patojen tarafından konakçı dokuya giriş kapısı olarak kullanılır. Bu özellikleri M hücrelerini ağız ve burundan aşı ve bağırsaktan ilaç uygulamaları için hedef haline getirmektedir. M hücrelerinin antijen örneklemesindeki rolü, onları ağızdan bağışıklık tedavisi uygulamaları için de değerli kılmaktadır. İn vitro M hücresi kültürlerinde daha fazla gelişme sağlanması ile M hücresi hakkında bilinenlerin artması tedavi ve uygulamalarda M hücresi aracılı farklılıklar sağlayacaktır.
M cells are immune cells located in the mucosal epithelium. They constitute the initial step of mucosal as well as systemic immune response by presenting antigens to the mucosa-associated lymphoid tissue located under the mucosa. Structural and functional characteristics of M cells which are different from their neighboring epithelial cells show that their primary function is antigen presentation. Furthermore, they are used as an entrance gate to the host tissue by many pathogens. These characteristics make M cells the target for oral, nasal vaccine and intestinal drug applications. The role of M cells in the antigen sampling makes these cells important for oral immunotherapy applications, too. With the advancement in M cell cultures and increasing understanding of M cells would make M cell-mediated differences in the treatment and applications.

4.Kromozom 22q11.2 Delesyon Sendromu (Digeorge Sendromu/Velokardiyofasiyal Sendrom)
Zehra Şule Haskoloğlu, Aydan İkincioğulları
doi: 10.5606/tji.2014.320  Pages 57 - 66
22q11.2 delesyon sendromu, embriyogenezis sırasında 22q11.2’de yaklaşık 3 megabaytlık (Mb) bir bölgenin kaybı nedeni ile ortaya çıkan bir mikrodelesyon sendromudur. İnsidansı yaklaşık 1/4000’dir. Çok çeşitli klinik tablolar ile karşımıza çıkabilen bu hastaların çoğunda hafif ve orta düzeyde immün yetmezlik söz konusu iken, büyük bölümünde kardiyak anomali vardır. Hipoparatiroidi, hipotiroidi, damak anomalileri, dismorfik yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü daha sık rastlanan bulgular iken, böbrek, göz ve iskelet sistemi defektlerine daha az rastlanır. Bu derlemede amaç, 22q11.2 delesyon sendromunun geniş klinik spektrumunu, erken ve doğru tanı kriterlerini, uzun dönem takip ve tedaviye multidisipliner yaklaşımı tartışmaktır. Öncelikli hedefimiz çocuk hekimlerinin yanı sıra alerji-immünoloji uzmanlarının da hastalık hakkındaki bilgilerini artırmaktır.
22q11.2 deletion syndrome is a microdeletion syndrome which occurs during embryogenesis in 22q11.2 due to the loss of an area about 3 megabyte (Mb). Its incidence is around 1/4000. The majority of the patients with various clinical presentations can show mild to moderate immune deficiency, while most of them have cardiac anomalies. The most common manifestations are hypoparathyroidism, hypothyroidism, palate anomaly, dysmorphic facial appearance and learning disability, whereas kidney, eye, and skeleton defects are less frequently encountered. In this review, we aimed to discuss the wide clinical spectrum of the disease, early and definitive diagnostic criteria, and multidisciplinary approach to its long term follow-up and treatment. Our primary goal is to enhance the knowledge of pediatricians as well as immunology-allergy specialists about the disease.

5.DERGİMİZDE 2014 YILINDA YAYINLANAN YAZILARIN LİSTESİ

Pages 67 - 69
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale